EVRİM MASALLARI


Önceki sayfalarda Evrimcilerin ürettikleri sahte delillere ve yaptıkları çarpıtmalara değinmiştik. Ancak topluma Evrim'i kabul ettirmek için kullanılan yöntemler, bu sahtekarlıklardan çok daha basittir.
En önemli ve etkili yöntem, Evrimciler tarafından yapılan "rekonstrüksiyon" çizimlerdir. Evrimci yayınlara baktığınızda bu çizimlere bolca rastlarsınız. Çizimlerde yarı insan-yarı maymun yaratıklar, çoğu kez "ailece", yer alır. Kıllı vücutlara, hafif eğik bir yürüyüşe, maymun-insan karışımı bir yüze sahip olan bu yaratıklar, Evrimci "bilimadamları" tarafından sözde bulunan fosillerden yola çıkılarak çizilmişlerdir. 
Oysa bu çizimlerin hiç bir anlamı yoktur. Çünkü bulunan fosiller, yalnızca canlının kemik yapısı hakkında bilgi verir. Bu fosillerden yola çıkarak bulunan canlının vücudunun ne derece "kıllı" olduğu hakkında bir fikir yürütülemez. Aynı şekilde, canlının burnu, kulakları, dudakları saçları hakkında da hiç bir bilgi bulunamaz. Oysa Evrimciler, çizimlerde en çok burun, dudak ve kulak gibi organları yarı insan-yarı maymun şeklinde göstermektedirler. 
Bu yolla, normal bir insan kafatasına da maymun burnu, kulağı ve dudağı ekleyip hayali bir ara geçit formu elde edebilirsiniz. 
Nitekim Evrimciler bu konuda o denli "bol keseden" atmaktadırlar ki, aynı kafatasına birbirinden çok farklı yüzler yakıştırılabilmektedirler. Örneğin Australopithecus Robustus (Zinjanthropus) adlı fosil için çizilen birbirinden tamamen farklı üç ayrı rekonstrüksiyon çizim, bunun ünlü bir örneğidir. Önceki sayfalarda değindiğimiz gibi, bir domuz dişinden yola çıkılarak "bulunan" ve ailesi ile birlikte yarı insan-yarı maymun bir görünümle çizilen hayali Nebraska Adamı da, Evrimcilerin hayal gücünün ne denli gelişmiş olduğunu gösteren bir başka örnektir. 
Ama bu hayali çizimler, pek çok insan açısından Evrim'e inanmak için oldukça doyurucu bir kanıttır. "Koskoca" bilimadamları, bu tabloları kafalarından uyduracak değildirler ya!...
İşte çoğu insan bu "koskoca bilimadamları" tarafından uydurulan koca yalana, Evrim Teorisi'ne körü körüne inanır. Evrim o denli yoğun bir propaganda ile topluma kabul ettirilmiştir ki, insanlar bu teoriyi kabul etmek için delil aramazlar bile. Çoğu kişi, Evrim'in, dünyanın yuvarlak oluşu kadar kesin bir gerçek sanmaktadır.
Evrimci Douglas Dewar, teorinin topluma kabul ettirilmesinde basının oynadığı rolü şöyle anlatıyor:
Evrimcilerin basını ele geçirmelerinin önemini pek az insan fark etmiştir. Bugün pek az dergide Evrim Teorisi'ni reddeden makale çıkar. Hatta dini dergilerin bile birçokları, insanın hayvan soyundan geldiğini kabul eden modernistlerin elindedir. Genel konuşursak, bütün gazetelerin yazı işleri müdürleri, Evrim'i ispat edilmiş bir kanun olarak bilmekte ve teoriye karşı çıkan herkesi cehalet ya da delilikle suçlamaktadırlar. Hemen hepsi Evrimciler tarafından çıkarılan bilimsel dergiler ise Evrim kavramına ufak bir gölge düşürecek bir yazıyı bile yayınlamak istememektedirler. Kitap yayınlayanlar, yürürlükte olan bir teoriye karşı çıkıp da üzerine hücumlar toplayacak veya rağbet görmeyecek bir kitabı basmazlar. Hatta basım masrafları yazara ait olsa bile, yayınevinin itibar kaybedeceğini düşünürler. Böylece halk, meseleyi tek yönlü olarak bilmektedir. Normal kitle adamı, Evrim Teorisi'ni yerçekimi kanunu gibi ispat edilmiş bir gerçek sanmaktadır.27
Evet, normal kitle adamı, Evrim'i ispatlanmış bir gerçek sanmaktadır. Yoğun propaganda ve telkin sayesinde böyle bir düşünceye kapılmıştır.
Evrimciler de bu "beyin yıkama" programının kendilerine verdiği avantajı iyi kullanırlar. Pek çok kişi Evrim'in var olduğuna öyle inandırılmıştır ki, Evrimciler ne yazarsa yazsın, "nasıl" ve "neden" gibi bir soru akıllarına gelmez. Bu nedenle de Evrimciler tutarsız iddialarını hiç bir dayanak ve delil göstermeden kolayca savunabilmektedirler.
Örneğin en "bilimsel" Evrimci kitaplarda bile, Evrim'in en büyük çıkmazlarından biri olan "sudan karaya geçiş" aşaması, çocukları bile inandıramayacak bir basitlikte anlatılır. Evrim'e göre, hayat suda başlamıştır ve ilk gelişmiş havyanlar balıklardır. Teoriye göre, nasıl olmuşsa olmuş (!), bir gün bu balıklar kendilerini karaya doğru atmaya başlamışlardır! (Buna neden olarak çoğu kez kuraklık gösterilir.) Ve yine teoriye göre, karada yaşamayı seçen balıklar, nasıl olmuşsa olmuş, yüzgeç yerine ayaklara, solungaç yerine de ciğerlere sahip olmuşlardır!
Çoğu Evrim kitabı, bu büyük iddianın "nasıl"ına hiç girmez. En "bilimsel" kaynaklarda, "ve sudan karaya geçiş gerçekleşti" gibi anlamsız bir cümle ile bu iddianın garipliği gözlerden saklanır.
 
Acaba bu "geçiş" nasıl gerçekleşmiştir? Bir balığın sudan çıktığında bir-iki dakikadan fazla yaşayamadığını biliyoruz. Evrimcilerin iddia ettiği gibi bir kuraklık yaşandığını ve balıkların zaruri olarak karaya yöneldiklerini kabul edersek, bu durumda balıkların başına ne gelmiş olabilir sizce? Cevap açıktır: Sudan çıkan balıkların hepsi bir-iki dakika içinde teker teker ölür. Bu iş isterse on milyon yıl sürsün, cevap yine aynıdır: Balıkların hepsi teker teker ölür. Kimse çıkıp da, "belki de bu balıklardan bazıları dördüncü milyon yılın sonunda, sudan çıkıp tam can çekiştikleri anda birdenbire akciğer sahibi olmuşlardır" diyemez. Çünkü bu, çok açık bir biçimde, mantık dışıdır.
Ancak Evrimcilerin iddia ettiği şey tam olarak budur. "Sudan karaya geçiş", "karadan havaya geçiş" ve daha milyonlarca sözde "sıçrama" bu mantıksız açıklama ile sözde açıklanmaktadır. Göz, kulak gibi son derece karmaşık organların nasıl oluştuğuna ise, Evrimciler hiç değinmemeyi kendileri açısından daha yararlı bulmaktadırlar.



Dolayısıyla Evrim büyük bir yalandır. Hem de son derece mantıksız, son derece tutarsız bir yalan. Ancak ilk başta da değimiz gibi, tutarlı gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu da konu hakkında deliller göstermekten çok, beyin yıkama yöntemi ile yapılır. Sokaktaki adamı "bilimsellik" maskesi ile kandırmak kolaydır: Sudan karaya geçişi temsil eden hayali bir resim çizersiniz, sudaki hayvana, karadaki "torununa" ve aradaki "ara geçit formu"na (ki bu hayali bir hayvandır) Latince isimler uydurup takarsınız. Sonra da ahkam kesersiniz: "Eusthenopteron, uzun bir Evrim süreci içinde önce Rhipitistian Crossoptergian'a, sonra da Ichthyostega'ya dönüştü". Bu "havalı" cümleyi bir de kalın gözlüklü, beyaz önlüklü bir "bilimadamı"na söyletirseniz, artık bayağı bir insanı ikna etmiş olursunuz. Çünkü "Evrim'i insanlar arasında yayma"yı "en büyük Masonik görev" kabul eden medya, ertesi gün dünyanın dört bir yanında bu büyük buluşu büyük bir heyecanla insanlara müjdeleyecektir. Medyanın kendisine gösterdiği dünyadan başka bir dünya tanımayan çoğunluk açısından, bu "büyük delil", Evrim'e inanmak için yeter de artar bile...
27. Douglas Dewar, İnsan: Özel Yaratık, s. 103-104.